Yaratıcı Bir Söyleşi - Melis Öztürk

Yaratıcı Bir Söyleşi - Melis Öztürk



Melis Öztürk kimdir ve sanata nasıl bulaştı? Bize biraz anlatabilir misin?

Tüm sanatseverlere selam :) Ben Melis, 29 yaşındayım. Sanatın bana tam olarak nasıl bulaştığını düşündüğümde spesifik bir olaydan çok, içimde olan ilgiyle çocukluğumdan beri yaşamış olduğum farklı deneyimler bütünü olduğunu görüyorum. Benim sanata bulaşma hikayemi ise kısaca anlatabilirim.

İnsanların kendi yaratıcılıklarını katarak ortaya çıkarttığı şeylere her zaman bir ilgim oldu. Çocukken yurt dışına gitme şansımın olması, orada sokak sanatçılarını izlemem, müzeleri gezmem, bunların üzerimde bir etkisi olduğunu düşünüyorum. Gittiğim yerlerde hep sanata doğru çekildiğimi hissettim. Çok eskiden beri sıkı bir sanat meraklısı olarak yaratıcı kişilerle iletişim içinde olmaya çalışıp yaşadıkları süreçleri öğrenmek istedim. Belirli işler yaratılırken hangi adımlar atılıyor ve sanatçılar işlerine kendilerinden neler katıyorlar, bunları keşfetmeye çalıştım. Daha önce çalıştığım işlerde ileride sanat üretiminde kullanabileceğim farklı araçları kullanmayı öğrendim. Sonrasında öğrendiğim araçların biraz daha üstüne koymaya başlayarak amatörce üretmeye başladım. Yaptığım kolajları dijital bir projeye dönüştürdüm, işe gidip gelirken kolajlarımı yapmaya, sanat blog’umda ilham aldığım sanatçıların işlerini paylaşmaya devam ettim. Sonrasında sulu boya ve akrilikle illüstrasyonlar yapmaya başladım.

Kendi üretimlerime başladıktan sonra arkadaşlarım ve yakın çevremin istediği şeyler üzerine farklı çalışmalarım oldu, bu işlerin içinde grafik tasarımları da vardı, resimler de. Farklı alanlarda bir sürü mesai harcadım. Bu süreç içerisinde sanatsal üretim denemelerimin yanında bolca araştırma yaparak kendime bir temel oluşturdum. Ve sonucunda sanat üreticisi olarak hayatımda yepyeni bir sayfa açtım.

Pandemi başlamadan çok kısa bir süre önce en büyük destekçim ve yol arkadaşım, ablam Ayliz Abbas’la KOOL Studio’yu kurduk. Baskı ve akrilik işlerimizin yanı sıra markalara projeler de üretir olduk. Studio’muz sayesinde bu iş ciddiye bindi ve hayatımı bu işten kazanmaya başladım.

Açıkçası sanatı tam zamanlı işim yapmadan önce genel olarak bir mutsuzluğum vardı. Üretmek ve yaratıcı olmak isterken birbirini tekrar eden işlerin içinde kendimi tükenmiş hissettim. Bu anlardan kaçmak için de kenarda köşede çalışmalarımı hep yaptım. Sanatla uğraşırken en yorgun anlarda bile içimin inanılmaz bir enerjiyle dolduğunu farkettim. İçimde her zaman üretmeye ve ortamı güzelleştirmeye dair bir dürtü var ve bunu sadece resimle sınırlı tutmak yerine obje ve mekanlarla da ilerlemek istiyorum. Ben yaparken mutlu oluyorum, insanlar bakınca mutlu oluyor. O zaman neden daha fazla yapmayayım ki?

Kendini nasıl tanımlıyorsun? Melis Öztürk bir sanatçı mı?

Sanat üreten herkes sanatçı mıdır? Bu sorunun cevabını verebilecek kişi ben miyim bilmiyorum. Hayatım boyunca içinde sanat olan şeylere karşı heyecan duydum, sanattan aldığım zevk üretim tutkumla birleşince bir sanat üreticisine dönüştüm. Ömrümü adamak istediğim şey sanat, beni mutlu eden şey sanat. Bana göre önemli olan üretirken yaşadığım mutluluk ve işlerime bakıldığında mutlu olunması.

Resimlerinde içimizi açan ve baktıkça enerji veren bir “şey” var. Tam adını koyamasak da etkisi çok değerli. Bunu sağlayan şekillerin ve renklerin mi? Ne olduğunu düşünüyorsun? 

Resimlerime bakıldığında enerji verdikleri için çok mutluyum. Soyut kompozisyonlarımda hem şekiller hem de renkler her zaman birbirleriyle ilişki içinde. Bir alanda bıraktığım boşluğu veya seçtiğim şekli yanındaki öğe belirliyor. Renk seçimlerim de aynı şekilde, birbirleriyle uyumları önemli. Seçtiğim renklerde her zaman belli bir denge sağlamaya çalışırken aykırılık yapan, beklenmedik renkleri de çok cesur ve ilham verici bularak bolca kullanmaya çalışıyorum. Sanırım enerji veren “şey”lerden biri bu olabilir.

Yaptığım tasarımlarda hem bütüne uzaktan bakıp hem de detaylarda çalışarak, görseli nereden keserseniz kesin o karede görünen her şeyin belli bir uyum içinde olmasını sağlamaya çalışıyorum. Açıkçası “Evet bu oldu” hissi gelene kadar oldukça deneysel olarak ilerliyorum. Bu şekiller ve renkler de sadece anlık kararlarım değil, yıllardır takip ettiğim sanat ve tasarım türlerinin beynime bir sözlük veya alfabe gibi yerleşmiş olması. Örneğin bir kumaş parçasında gördüğüm renkleri kendi işlerime yansıtabiliyorum. Genelde sürekli gelişen ve tüm gün zihnimde beni takip eden mood board’larım oluyor, yapmak istediklerime her zaman yenileri ekleniyor. Bu sürecin bana keyif vermesi sonuca da yansıyor.

Peki, bu tarza geçişin nasıl oldu? Bu soyut şekiller ile çalışmak bilinçli bir karar mıydı yoksa süreç mi buraya yönlendirdi?

Bilindik şekiller, insan figürleri, doğa manzaraları, bunlar insan beynine anında tanıdık geldiği için çok daha kolay anlamlandırılabilen şeyler. Bu tarzda yaptığım kolajlar ve illüstrasyonlarımdan sonra, bu tanıdıklık hissini renk kombinasyonları ve soyut şekillerle uyandırmaya çalışmanın bana daha çok keyif verdiğini farkettim. Artık gerçek imgelerin çoğunu bıraktığım bir yöne evrildim.

Bir resmimde kullandığım tüm renkler bir günde gördüğüm objelerin özeti olabiliyor. Örneğin, sahilde geçirdiğim bir gün şemsiyenin deseni, denizin dalgası, lila bir mayo, turuncu terlikler, taşların üzerindeki renkleri referans alarak bi çalışmaya koyulabiliyorum. Hafızama kaydettiğim bir sahil anını tek bir resme sadece renk referansları ve formu değişken şekiller eşliğinde aktarmayı seviyorum. Adeta bu imgeleri “zip"leyip aynı duyguları kendi resmimde uyandırmaya çalışıyorum. Her zaman farklı, özgün bir şeyler üretmek ana amacım. Bu yüzden ürettiğim şeyler de buna paralel olarak kendine özgü bir dil gibi gelişti. Soyut şekillerle olan ilişkim tamamen doğal yollarla oluştu diyebilirim.

Şimdi biraz merak zamanı, üretim sürecini öğrenmek istiyoruz. Bir resim sürecin nasıl başlıyor? İlk adımın nedir? Nasıl geliştiriyorsun?

Yukarıda bundan biraz bahsetmiş bulundum :) Üreteceğim şeylerin fikirleri genelde bambaşka şeyler yaparken geliyor aklıma. Üretime geçip hadi bakalım ilham gel bana dediğim bir durum neredeyse hiç olmuyor. Genelde hafızamda o gün görüp beğenmiş olduğum bir görselin renk paleti işin başına geçtiğimde aklımda oluyor, başladığımda işler biraz daha deneyselleşse de genel olarak ne yapmak istediğimi bilerek işe koyulmak bana daha iyi hissettiriyor. Bazen ufak skeçler yaparak başlıyorum. Ama genelde renk ve şekil seçimim kompozisyonu oluşturma anında farklı yerlere evriliyor. Doğaçlama şekilde biraz dağınık çalışmak ve en son haline getirmek için küçük dokunuşlar yapmak beni üretirken en rahatlatan yöntem. Bir şeyi aşırı düzgün yapmak veya çok ince detay çalışmak çok benlik bir şey değil. Geçen yeni motto’mu buldum: “bırak dağınık kalsın”. Hatalarımı olduğu gibi bırakıyorum, yamuk çizgilere kucak açıyorum. Vektörel hazır grafik görüntüsünden uzakta kalmak için bütün yamuk yumukluklara kesinlikle izin veriyorum, iyi ki varlar diyorum :) İşin özgünlüğünün buradan geldiğine inanıyorum.

Sanatçılarla ilgili en çok merak ettiğimiz sorulardan biri ise çalışma alanları. Bize biraz kendi çalışma alanın / ortamından bahsedebilir misin? Kendine uygun bir ortam yaratmak için neler yaptın?

İlk soruda bahsettiğim KOOL Studio markamız henüz emekleme evrelerinde. Gerçek bir çalışma alanı kurmamızı sağladı, hali hazırda yaptığımız projeleri belli bir çatı altında toplamamıza vesile oldu ve her türlü gerçeklikten kaçıp kendimizi hayal gücümüzle başbaşa kalabileceğimiz, yaratıcı bir ortam sağladı. Ürettiklerimizin yanında ilham veren kitaplar, dergiler, müzikler, güzel gölgeler çıkaran gün ışığı, işi yetiştirme gerginlikleri ve bu anları takip eden her türlü komik ve saçma anlar… her şey bu dünyanın içinde. Bu alanı genişletmek ve herkesin içinde kendine ait bir şeyler bulabileceği bir yere dönüştürmek istiyoruz ileride.

Mart'21 Sanat Kutusu'ndan harika çalışmalarından "Face of Lily II" çıktı. Bize bu eserinden bahseder misin?

Kutudan çıkan resmimin ismi “Face of Lily II”.  Surat temalı soyut resim serimde en çok sevdiğim işim. Face of Lily’nin iki rengi var, ilki beyaz zemin üzerine canlı renkler, ikincisi ise koyu zemin üzerine açık tonlarda. Bu seri soyut kompozisyonlarım arasından figüratife yakın olan bir tarza sahip olduğu için bu karma hissini seviyorum. Parçaların yeri değişirse bütün görüntü değişecekmiş gibi hissettirmesi de ayrıca hoşuma gidiyor.

Ve pek tabii Kutuda Sanat Var’ın Ulaşılabilir Sanat projesinde de bizi kırmayarak değer katan sanatçılardan birisin ve çok mutlu işlerin yer alıyor. Senin için sanatın ulaşılabilir olması neden önemli? Bu projeye neden dahil olmak istedin?

Sanat insanlarla etkileşime girince anlam kazanan bir kavram. Bu anlamın da hayata yansıması için ulaşılabilir olmasını her zaman destekliyorum. Kutuda Sanat Var da tam burada devreye giriyor. Sanatçı ve sanatseverleri buluşturan bu dünyanın bir parçası olmaktan mutluyum.

Son olarak sanata yeni bulaşmış, sanatın zaten içinden olan ve şu an seni okuyan okuyucularımıza iletmek istediğin bir tavsiye ya da söylemek istediğin herhangi bir şey var mı?

Bu soruya ancak kendi tecrübelerimden öğrendiklerimi aktararak cevap verebilirim. Bence ne okuduğunuzun, nerede olduğunuzun, ne yaşadığınızın hiç bir önemi yok. Görüş açınızı genişletecek insanlara, olaylara ve durumlara her zaman kucak açın. Önemli olan etrafınızda yaşanan tüm olumsuzlara karşı içinizde yarattığınız huzurlu ortamı koruyabilmek. Bunu sanatla başarmak kesinlikle en keyiflisi, herkese tavsiye ediyorum.

Yorum yap

Tüm yorumlar yayınlanmadan onaya gönderilmektedir.