Ulaşılabilir Sanat

Ulaşılabilir Sanat

YAZAN: DİLEM CENGİZ

Sanatıyla ve yaşam hikayesiyle Van Gogh, onunla ilk tanıştığım ve resimlerini gördüğüm günden beri çok sevdiğim bir ressamdır. Evimin salonunda, çalışma masamın yanında ya da sabah gözümü açtığımda karşımda onun resimlerini görmekten her zaman mutlu oldum. Elbette hiçbir zaman orijinal bir Van Gogh tablosunu satın almam mümkün olmadığı/olamayacağı için, birçok insan gibi tercihim sevdiğim tablolarının reprodüksiyonu oldu. Hem böylelikle birkaç ayda bir resimleri değiştirme şansım da oluyordu. Peki eğer, sanatın pahalılığını ortadan kaldırıp onu kendi alanımıza alabilmeyi hak etmiyor muyuz? Neden izlediğimiz filmden, dinlediğimiz müziğe her şeyi listeleyip istediğimiz zaman tekrar tekrar ona sahip olabilirken, sanatın tek seferlik olmasını gerektiğini düşünüyor, çemberin dışında tutuyoruz?

Birkaç yıldır dünya sanat topluluklarında dolaşmaya başlamış bir kavram söz konusu: “affordable art.” Kelimenin tam karşılığı “satın alınabilir” olsa da ona “ulaşılabilir” demek daha yerinde olacaktır. Peki nedir bu ulaşılabilir sanat? Yüksek fiyatlı bir sanat eseri gelir düzeyi yüksek biri için ulaşılabilir olurken bir başkası için olmayabilir. Ya da bir kişi sınırlı sayıda üretilmiş sanata bu gözle bakabilir. Ancak bir noktada sanatın hangi fiyatla ya da hangi koşulda ulaşılabilir olacağını belirleyen sanat alıcısıdır.

Yaşadığımız dönemde, özellikle pandemi süreciyle birlikte sanat ve sanatçılar büyük ölçüde açmaza girdi. Müzeye, galeriye sıkışmış durumda olan çoğu sanat eseri, internet ve sosyal medya sayesinde kısmen de olsa halka açıldı. Pandemi sürecinde belki de hiç gitme şansımız olmayan müzeleri, sergileri, galerileri online olarak ziyaret edebildik. Tiyatro ve operaları online ve ücretsiz olarak izleyebildik. Konserine gitme şansı bulamadığımız müzisyenleri Instagram canlı yayınlarında dinleyebildik. Dönem oldukça sıkıntılı olsa da diğer yandan hepimiz için çok kıymetli bir fırsattı. Ancak yine de meseleye kökensel ve tekrar döndüğümüz yerden bakarsak, sanatın temel amacını sınırlayan, onu özel mülkiyete ve ekonomiye feda eden bir anlayış sürüp gitmekte.

İşte, ulaşılabilir sanat, tam olarak bu ekonomiye bağlı mülkiyetçiliğin karşısında yer almaya çalışan yeni bir hareket diyebiliriz. Sanatın belirli bir alana ve belirli bir ekonomik sınıf arasında sıkışıp kalması, artık günümüz dünyasında geçerliliğini kaybediyor. Sanatçının dijital baskı, kopya, reprodüksiyon ile eserlerini alıcıya ulaştırması, sanat eserinin tek olması gerektiği katı inancını yıkıp geçiyor. Bu hem sanatçının daha fazla insana ulaşmasına, sanat alıcısının da daha fazla sanata ulaşmasını sağlıyor.

Birkaç yıldır, birçok farklı ülkede birçok sanatçının, galerinin, topluluğun katıldığı “Affordable Art Fair” (Ulaşılabilir Sanat Fuarı) düzenleniyor. Hedefi ise her bütçeye uygun olabilecek sanat ürünlerini bir araya getirebilmek. Bunların arasında elbette baskılar, kopyalar, çoğaltılmış fotoğraflar vs. mevcut. Günün sonunda önemli olan, sanatçının üretimini sürdürürken yaşamını da sürdürecek kazancı elde edebilmesi ve her ekonomik kesimden insanın rahatlıkla sevdiği sanata ulaşabilmesi. Geleneksel tüm kalıpların yıkıldığı bu çağ da belki de geç kalmış bir hareket!

Yorum yap

Tüm yorumlar yayınlanmadan onaya gönderilmektedir.