Dijital Sanat Olur Mu?

Dijital Sanat Olur Mu?

YAZAN: DİLEM CENGİZ

Bir yazar olarak geleneksel üretim yöntemlerini tamamen terk ettiğimi söyleyemem. Bilgisayarda yazabilme pratiğini kazanmak benim için oldukça zor oldu. Ve aslında pratik bu bireysel bir istekten öte, zaman kısıtlılığının zorlamasından kaynaklandı diyebilirim. Kaldı ki çok kritik bir durum olmadığı sürece, bilgisayarımın yanında hala bir defter ve bir kalem bulunur. Notlarımı ise deftere almaktan henüz vazgeçmedim.

Kuşkusuz bilgisayarda yazı yazmak, kalemle yazı yazmaya göre epey hızlı bir üretim biçimi. Defter-kalem kullanmak ise uzun yılların verdiği bir alışkanlık. Yine de renkli kalemlerden, yapışkanlı not kağıtlarından ve düşünce esnasında deftere çizilmiş birçoğu anlamsız olan şekillerden vazgeçebileceğimi sanmıyorum. Ama dijital üretimin, geleneksel üretimle kıyaslanması ve ikincil bir yere konumlandırılmasını da yeniden ele almak gerektiğini düşünüyorum.

Bu kıyasta sorulması gereken önemli sorulardan biri şudur: Bir şeyi nasıl ürettiğimiz, ne ürettiğimizden daha önemli midir? Tarih boyunca, sanat her zaman üretildiği dönemin kültürünü yansıtır. Formu sürekli değişir ve gelişir. Dolayısıyla sanatın ve kültüründe çağının formunu almasında ne gibi bir sakınca olabilir? Çünkü çağımızda göz ardı edemeyeceğimiz yeni bir üretim biçimi daha var: dijital.

Birçok kişi, resim sanatında geleneksel yöntemlerle –kalem, pastel ve suluboya, tuval üzerine akrilik vs.- eğitim aldı ve almaya devam ediyor. Dijital üretimde ise tüm bu malzemeler yerine ihtiyacımız olan tek şey bir tablet ya da bir bilgisayar. Üstelik çalışmak için geniş atölyelere duyulan ihtiyacı da ortadan kaldırıyor. Ortalığa dökülen boyaları temizlemek, tuvale yapılmış resimleri kurutmak gibi fazladan iş yükü de yok. Çalışma bittiğinde yapılması gereken tek şey “kaydet”e tıklamak. Bu bir avantaj olabilir mi? 

Sebebi ne olursa olsun, dijital olarak yapılan üretimler genellikle daha az kabul görüyor. Hatta sanat galerileri çoğu zaman dijital sanat eserleriyle ilgilenmemektedir çünkü ortada satışı zor bir kopya yoktur. Eser, fiziksel bir malzeme üzerine aktarılana kadar dijital bir dosya olarak saklanır. Dolayısıyla paylaşımı oldukça kolaydır. Galeriler ise yayılması bu kadar hızlı ve kolay olan bir eserin kendilerine ait ve serinin imzalı bir parçası olarak kalacağından emin olamazlar.

Bir de geleneksel sanata kıyasla dijital sanatın daha kolay olduğuna dair yaygın bir inanç var. Bu noktadaki temel yanılgı bilgisayarın tüm işi yaptığı inancıdır. Tuval üzerine resim yaparken kullanılan temel becerilere ve tekniklere, dijital tuval üzerine resim yaparken de ihtiyaç duyulur. Dijital de olsa, fırça türü, boyutu, ekran üzerindeki baskı miktarı ve hatta kalemin eğimi, tuval üzerindeki fırça darbelerini etkiler. Yani aslında dijital bir tabloyu da geleneksel resimdeki gibi yaparsınız. Eskizle başlar, renk, ışık ve gölgelemeyle devam eder, resim tamamlanana kadar ince detayların hepsiyle tek tek uğraşırsınız.

Dijital ile geleneksel resim yöntemi arasındaki farklardan biri ise hataların düzeltilmesi ya da istenilen değişikliklerin daha kolaylıkla yapılmasıdır. Bu sadece resim alanında değil; fotoğrafçılık, yazarlık, müzik ve illüstrasyon gibi çok fazla dijital araca sahip diğer alanlar için de bu geçerlidir.

Mesela birçok fotoğrafçı, ham görüntüsünü photoshop yardımıyla dijital olarak işler. Çoğu zaman bunun yetenek yetersizliğini örtmeyle ilgili olduğunu düşünenler vardır. Halbuki konuya olan bakış açımızı değiştirsek, sanatçının yarattığı imajları daha düşündürücü ve çarpıcı bir görsel oluşturmak için daha iyi hale getirme çabası diyemez miyiz? Dijital imkanları üretimde farklı bir açıdan kullanan ve “bilgisayarda yapılmış” düşüncesini yıkan sanatçılardan biri olan Eric Johansson’a bakalım.

Eric Johansson gerçeküstü görüntüler elde etmeye çalışan bir fotoğraf sanatçısı. Kamerası ise onun için imkansız olanı yakalamak için kullandığı bir araç. Bitmiş fotoğraflarının hiçbiri bilgisayarda oluşturduğu görüntüler değil; aksine hepsi kendi fotoğrafları. Çektiği fotoğrafları birleştirerek yeni imajlar elde ediyor. Dolayısıyla bitmiş bir fotoğrafın oluşturulması çok uzun sürdüğü için yılda anca 6 ya da 8 fotoğraf tamamlayabiliyor.

Fotoğraf: Leap of Faith, 2018

https://www.erikjo.com

Müzik üreticileri ve yazarlar için de durum pek değişik değil. Günümüzde bilgisayar programları oldukça gelişmiş ve çok fazla olanağa sahiptir. Onları kullanıyor olmamız bir yetenek eksikliği midir? Yoksa zaten var olan yetilerimizi zenginleştirmek için yardımcı bir araç mıdır? Dijital ve geleneksel üretimi birbirine zıt kutuplara yerleştirerek, var olan imkanlardan en iyi şekilde faydalanmayı neden kötü bir şey olarak nitelendiriyoruz?

Sonuçta sanatı sanat yapan ürettiğimiz işteki özdür. Nasıl üretildiğinin yöntemini ve tekniğini bilmek neden onu daha az güzel ya da değerli yapsın ki?

Yorum yap

Tüm yorumlar yayınlanmadan onaya gönderilmektedir.