Sanat Üretmek İçin Güzele Bakmak

Sanat Üretmek İçin Güzele Bakmak

YAZAN: ŞİRİN ÖTEN

Bu hafta farklı bir yazı olsun istedim. Şimdiye kadar düzenli takip edenler bilir ki, sanat algısıyla ve sanata bulaşmamak için üretilen bahanelerle derdimiz ve bu konuda çokça cümle sıralıyoruz her hafta. Ancak bu hafta sizi bir sanat eseriyle buluşturup, geri çekilmek niyetimiz. Sanat üretmek kadar önemli sanatı izlemek ve duyumsamak… Kaldı ki, sanat üreten, üretmeye niyeti olan herkes uzun uzun bakmalı güzel olan her şeye… Bu yüzden, bu hafta uzun uzun izleyebileceğiniz kısacık bir filme bakmaya davet edeceğim herkesi…

Kim alıkoyabilir bir çocuğu oyun oynamaktan? Hangi yoksulluk oyuncaksız bırakabilir bir çocuğu? Hangi fabrika üretebilir kaçak mazot bidonlarından kıskanılacak gülümsemeler. Hoşap Kalesi'nin bir oyun alanı olacağı ortaçağdan belli miydi? Surlarının dibinde savaşlara ve zaferlere şahit olmuş Hoşap Kalesi, hangi tarihte bu denli yakından gördü çocuk olmanın yoksulluğa karşı kazandığı zaferi. Bir deklanşöre dokunarak kaydedilmiş en değerli anlardan biri olsa gerek birazdan oynanacak oyunun heyecanı. Deklanşöre basan Kıvanç uzunca düşündüm diyor bu ikilemi “Yaratıcılığa mı sevinmeli, yoksulluğa mı üzülmeli” Bu fotoğrafı yayınlamak konusunda uzun uzun düşündüğünü anlatıyor ve ekliyor “Gördüğüm umut ağır bastı, yayınladım” Bir fotoğrafta umudu görebilmek kaç fotoğrafçının payına düşer? Hayatın durmak bilmeden akan görüntüleri, hareketliliği içinde, yana yana aradığımız umut, ancak bir fotoğraf makinesiyle saliseden bile kısa bir zamanda sabitlenebilir. Işıkla çizebilmek bir umudun resmini hem de kısacık bir zaman diliminde, yalnızca fotoğraf sanatına bahşedilmiş bir özellik olsa gerek. Kıvanç Kalaba için bir fotoğrafçıdan çok gencecik bir hikâyeci demek daha yerinde olur. O sürekli yeni yerler görüyor ve ışıkla hikâyeler yazıyor. “Çok şey gördüğümü sanıyorum ama gittiğim şehirler bana hep yenilerini gösteriyor” diyen Kıvanç, belli ki hep yenilerine gidecek ve bize yeni hikâyeler anlatmaya devam edecek. Onun fotoğrafları arasından birini seçmenin ve en güzeli budur demenin ne denli zor olduğunu bilebildiğim için şanslı hissediyorum kendimi. Zira gittiği şehirlerde görülmeye değer ne varsa görebilen biri Kıvanç, gözünden süzülen bir çok eşsiz kareyle gözlerimize büyü yapıyor. Onlarca eşsiz kareden neden bunu seçtiğime gelince; çocuğun oyun oynayabilmek için engel tanımazlığını göstermesi ve oyunun gücünü bir kez daha ispatlaması bu kareyi seçmem için başlı başına yetebilecekken, bir de üstüne fotoğrafın dramatik yapısı benim başka bir kare seçmemi olanaksız kıldı. Bakmakla görmeyi ayırabilen her göz, fotoğrafta bir drama oturumunu dolduracak kadar çok dramatik an ve çatışma yakalayabilir, Ben elimi hiç kaldırmadan sayfalar dolusu yazabilirim. Ancak bir eserin kendi sözünü söyleme hakkını elinden almak ne vicdanıma sığar ne de kelimelerim bu kareden her gözün ayrı ayrı göreceklerinin tamamını dillendirmeye yeter. Ezcümle demem odur ki bir yerlerde Kıvanç adında bir adam kalaba-lıklar içinden hikâyeler seçiyor. Bunu bilip de kendine saklamak ne denli haksızlıksa, gözleri fotoğraftan uzak tutan kelimeler sıralamak da o denli zaman kaybıdır. Susalım derim. Seyredelim! Işıkla yazılmış bu sıcacık hikâyeyi, gözlerimizle dinleyelim...

0 yorum

Yorum yap