Mükemmel Sanatçı Yanılsaması

Mükemmel Sanatçı Yanılsaması

YAZAN: ŞİRİN ÖTEN

Sanat üretmek isteyen insanlar için, talihsiz bir çağdayız! Hemen hepimizin en az bir sosyal medya hesabı var. Teknoloji bizi mahvediyor demeye çalışacağımız bir yazı olmayacak bu. Aksine teknoloji hayatımızı kolaylaştıran ve renklendiren önemli bir parametre ve onu reddeden radikal bir bakış açısının kimseye faydası olacağına inanmıyoruz. Facebook, Instagram gibi araçların, sanatçıların çalışmalarını paylaşmasını ve insanlarla buluşmasını kolaylaştıran keyifli bir araç olduğu da aşikar. Biraz sorgulanması gerektiğini düşündüğümüz konu ise bu araçları kullanırken içine düştüğümüz hissiyat ve bu hissiyatın sanat üretimimiz üzerinde yarattığı hasarın boyutları.

Bir kaç soru sorarsak, daha açıklayıcı olabileceğini düşünüyoruz;

Sahip olduğunuz sosyal medya hesaplarında başarısızlıklarınızı, korkularınızı, zaaflarınızı, depresyonunuzu, mutsuzluğunuzu anlatan hikayeleri ne sıklıkla paylaşıyorsunuz?

Bu sorunun cevabı birçoğumuz için neredeyse hiç! Sosyal medya, sosyal hayatımızın “mutluluklar ve başarılar geçidi” gibi, Instagram profilimize bakan biri için gerçekte olduğumuzdan çok daha doludizgin bir hayatımız var. Sürekli üreten, gezen, hayatın tadını çıkaran insanlarız her birimiz. Öyle hayatlarımız olmasını istediğimiz için bunu tercih etmekte bir sakınca olmayabilir ancak çoğu zaman eşlik ettiğimiz bu yanılsamanın gerçek olduğuna inanmak birçok açıdan sakıncayı beraberinde getiriyor. Kendi profilimizde yarattığımız dünyanın toz pembeliğini unutmuyor olsak da sosyal çevremizin profillerinin de, aynı ruh haliyle yaratıldığını unutuveriyoruz. Bizim dışımızda herkesin mükemmel hayatlar yaşadığı hissine kapılıp, kendi yaşamını sevmeyen topluluklara dönüşmeye başladık.

Hepimizin bildiği bir gerçeği hatırlamakta fayda var.

“KİMSENİN HAYATI MÜKEMMEL DEĞİL”

Başkalarının bizimkinden daha kolay, daha mutlu, daha verimli hayatlar yaşadığına inanmak sanatla uğraşmaktan bizi alıkoyan en önemli tuzaklardan bir tanesi. Sanatçıların sosyal medya hesaplarına bakıp, onların üretim yapabilme lüksünü yaşam koşullarına bağlayarak kendimize sanattan uzak durma bahanesi yaratmaya öyle meyilliyiz ki… Hayran olduğunuz bir sanatçının kahve ve kitap kompozisyonlu fotoğraflarından yeterince kitap okumadığımızı, boyalar ve fırça kompozisyonlu fotoğraflarından yeterince çalışmadığımızı, kendisine iletilen sevgi mesajlarını paylaştığı postlarından yeteri kadar iyi olmadığımızı düşünmek sıkça yakalandığımız tuzaklardan bir tanesi. Belki de bu yüzden sanatçıların mükemmel yaşamları olduğuna, depresyona kapılmak, korku ve kaygılar yaşamak, üretememek, üretecek motivasyonu yakalayamamak gibi dertleri olmadığına dair yaygın bir inanç var. Tarihi verilerden yola çıkarak söyleyebiliriz ki bu koca bir yanılgı. Tarih boyunca büyük işlere imza atmış sanatçıların hemen hepsinin derin depresyonlar yaşadığı, intihara varacak kadar ümitsizliğe kapıldıkları, üretme motivasyonunu yakalayamamanın öfkesiyle kendilerine zarar verdikleri, alkolizm ve madde bağımlılığına kadar varan sağlıksız süreçler yaşadıkları bilinen gerçeklerdir. Tarihin hiçbir döneminde hiçbir sanatçı mükemmel bir hayat yaşayıp, hayatının her döneminde çok sıkı bir disiplinle üretmeyi başaramamıştır. Her ne kadar günümüzde yazılan bazı sanatçı biyografileri, gerçeklikten uzak bir peri masalı tadında yazılmış olsa da gerçek saklanabilir değildir. Sanatçılar çoğu zaman mutluluktan ziyade mutsuzluktan, depresyondan yahut kötü yaşam koşullarından beslenmeyi başarmıştır. Eğer sanat üretmek için yaşam koşullarının iyileşmesini yahut daha mutlu bir ruh haline sahip olmayı beklemiş olsalardı, siz de takdir edersiniz ki İkinci Dünya Savaşı boyunca üretilen o muazzam eserlerle hiçbir zaman tanışamamış olurduk.

Herkesin dünyanın gidişatına dair kaygılı olduğu bu çağda, bu kaygıyı olağan üstü bir çabayla örtbas etmeye çalıştığımız ve mutluluklarımızı yarıştırdığımız sosyal medya daha farklı kullanılabilir mi? Bu soru da bizim açımızdan ürkütücü çünkü insanların özellikle şikayetçi oldukları konularda öfke ve mutsuzluklarını dökerek ağlama duvarına döndürdükleri sosyal mecralar da mevcut. Bu tip sosyal mecralar da çoğu zaman “dünya bu kadar kötüyken sanat yapsan ne olur?” gibi serzenişlere kapılmamıza sebep olabiliyor. Ancak belki de bu araçları yalnız olmadığımızı teyit edebileceğimiz araçlar haline getirmenin bir yolu vardır. Depresyon, kronik yorgunluk, mutsuzluk gibi parametrelerin sadece bize özgün olmadığını tüm bu parametrelere rağmen bir şeyler yapmanın mümkün olabildiğini anlamanın güçlü hissetmeyi kolaylaştıracağına inanıyoruz. Sosyal medyada başarılı haberlerini aldığımız sanatçıların bizimle aynı gemide olduğunu, aynı mutsuzlukları paylaştığını ve buna rağmen üretmeye tutunmaya çalıştıklarını düşünmek rahatlatıcı olmaz mıydı? Dört dörtlük hayatların üretmeye neden gereksinimi olsun ki? Sanat ile hayatımızı iyileştirmek için daha mutlu, daha rahat bir hayata sahip olmayı beklemek sonsuz bir bekleyiş olabilir. Çünkü insan ihtiyaçları tamamlandıkça, yeni ihtiyaçlar tanımlamaya programlanmış bir varlıktır. Dolayısıyla belki de hiçbir insan, hiçbir zaman dört-dörtlük bir yaşama sahip olamaz. Sanata bulaşmak için bir şeyler beklemek fikrini yok edebilmeniz dileğiyle…

 

0 yorum

Yorum yap