Bir Fenomen Olarak Sanat

Bir Fenomen Olarak Sanat

YAZAN: ŞİRİN ÖTEN

Herkese Merhaba,

Bugünkü yazımızda, insanlar için sanatın neden gerekli olduğunu, neden bir biçimde hep varlığını sürdürdüğünü, hangi ihtiyacı karşıladığını anlamaya çalışacağız… Anlamaya çalışacağız çünkü bu konuda tek bir doğrudan, tanımdan ya da tespitten bahsetmek çok da olası değil. İnsanlık tarihi boyunca kimi zaman şifalandırmak için kullanılan, kimi zaman bir işkence aracı olarak benimsenen, yasakları delen, isyan eden, öğreten, kutsanan ve aşağılanan bir kavramdan bahsediyoruz. Tüm bu saydıklarımızı sağlayan “şey” neyse, biz ona sanat diyoruz. Dolayısıyla bu yazıda “sanat” kavramını bir fenomen olarak ele alıp, birlikte kafa yoralım istedik.

Günümüzde “sanat terapi” olarak adlandırılan ve insanları “iyileştirmek” için sanat etkinliklerinin yapılandırılmasına dayanan anlayış, tarih boyunca çeşitli biçimlerde farklı isimlerle varlık göstermiş bir anlayış. Yani sanat çok eski zamanlardan beri insanlara iyi geldiği düşünülen bir kavram. “Peki, ama neden ve nasıl iyi gelir sanat?” Sorusuna, verilen cevapları bir araya getirmeye kalkarsak yazıyı bitirmemiz mümkün olmayabilir. Diğer yandan İspanya iç savaşında, hapishanelerde çağdaş sanatı bir işkence yöntemi olarak kullandıklarını da biliyoruz. Franco’nun inşa ettiği işkence hücrelerinde, Dali gibi sürrealist sanatçılardan ilham alındığına hatta mahkûmların bu çağdaş sanat eserlerine zorla maruz bırakıldığına dair mahkeme tutanakları mevcut. Kaldı ki ülkemizin darbe döneminde, siyasi mahkûmlara Arabesk müzik ve didaktik şiirler dinlettikleri ve bunu işkence olsun diye yaptıkları da bilinen bir gerçek. Sizce de sadece iyileştiren ve işkence eden olmak gibi iki özelliği de kendinde barındıran bir kavram olması bile, sanatı bir fenomen olarak ele almak için yeterli değil mi?

Örneğin Ortaçağ’da sanatın büsbütün yasaklanması ve ahlak dışı bulunmasına ne demeli? Kiliselerin içine sızıp, insanlara, dini öğretileri ve ahlaklı olmayı anlatma görevini üzerine alana değin kesin olarak yasaklanmasıyla, sanatın iki işlevi daha açığa çıkıyor. İnsanları etkileyip yönlendirebilecek güce sahip olduğu için tehlikeli ancak tehlike arz etmeyecek temalar içinde kaldığı sürece de öğretici ve faydalı.

Bir de kulağımıza yerleşmiş bazı klişelere göz atalım.

“Sanatçı fakirdir”

“Sanat üretmek zordur”

“Sanat para için yapılmaz”

“insanlar sanata değer vermiyor”

“Gerçek sanatçılar sürünüyor”

“Dali’nin orijinal bir tablosunu almaya paramız yetmez”

Nasıl yani? Öyleyse sanat hem “paha biçilmez” hem de “beş para etmez” olabiliyor, öyle mi? Sanıyoruz bir “gerçek olmayan” fakir ve zor durumda olan sanatçılar var ancak bir de “gerçek” dediğimiz, eserleri servet değerinde olan sanatçılar var. Durum iyice sarpa sarıyor.

Şimdi şöyle bir daha bakalım;

  • Şifalı
  • İşkenceye dönüşebilen
  • İnsanları yoldan çıkarabilecek kadar etkili
  • Dogmatik kavramları bile benimsetecek kadar güçlü bir öğretme aracı
  • İnsanların değer vermediği ama bir şekilde varlığını sürdüren
  • Ulaşılamaz ve paha biçilemez
  • Estetik hazdan başka hiçbir amacı olmaması gereken
  • Yüksek amaçlarla, halk için yapılması gereken
  • Toplumda söylenmeyenleri söylemesi gereken
  • Politik olmaması gereken

Listenin devamına yazılabilecek onlarca daha başka şeyi size bırakıyoruz. Bu yazıda sadece bir tek şeyi anlamaya çalışıyoruz aslında. Bu hiçbir yere sığdıramadığımız “sanat” neden hayatımızda olmak zorunda ve zaten istemesek de illa ki var? Bu sorunun elbette tek bir cevabı yok ama bu aralar sevdiğimiz cevaplardan biri şöyle.

“İnsan doğadan ve kendi doğasından uzaklaştıkça, içinde birlik olma özlemi ve doğayla temas kurma ihtiyacı artar. Giderek artan birey merkezci yaklaşım, ortaklıklar arama, bütünün parçası gibi hissetme ihtiyacı yaratır. İnsan bireysel kurtuluşu için sonsuz bir çaba içindeyken, kendi türü ile temas kurmak ve yalnızlık hissini bastırmak için sanata ihtiyaç duyar. Diğer yandan doğanın hala kendisinden daha kudretli olduğu bilincine sahip olduğundan, doğayı taklit etmek, kontrolü sağlama isteğini tatmin eder.” (Ernest Fisher)

Yani insanın, kim olursa olsun, nerede yaşarsa yaşasın sanat aracılığıyla kendine bir fantezi dünyası kurabildiğine inanıyoruz. İnsanın 12 savunma mekanizmasından biri olan Fantezi mekanizması, insanın daha sağlıklı bir ruh halinde kalabilmek için gereklidir. Gerçek hayatta yapmak isteyip, yapamadıklarımızın hayalini kurmak, rüyasını görmek bu ihtiyacımız karşılanmasa bile dayanma gücümüzü arttırır. Yani insanlar olarak, fantezi mekanizmamız sayesinde yaşamak istediklerimizi hayal ederek, kendimizi sağlıklı tutma şansına sahibiz.

Ya da başka bir deyişle, pencereden baktığımızda yemyeşil bir orman görebildiğimiz bir evde yaşamayı isteyebiliriz. Ancak bu mümkün olmuyorsa yemyeşil bir orman tablosuna bakmak hepimize iyi gelecektir. Uçamayabiliriz ama kendi portremizi çizip sırtımıza kanatlar iliştirebiliriz. Betonların ve plazaların arasında, gri bir şehirde yaşasak da, boyaları karıştırarak özlediğimiz tüm renklerle kucaklaşabiliriz.

Bu yüzden tarih boyunca ve günümüzde bir kavram olarak “sanat” akademik çevrelerce ve otoritelerce bir fenomene dönüştürülse de, biz sadeleşmekten yanayız. Sanatı hayatınızda tutma bahaneniz ve sanata duyduğunuz ihtiyaç nedir? İşte o herkes için değişen cevap neyse, biz ondan yanayız…

0 yorum

Yorum yap