Ayağımıza Dolanan Prangalar

Ayağımıza Dolanan Prangalar

YAZAN: ŞİRİN ÖTEN

Yaratıcı işler ile uğraşmak, sanat alanında üretim yapmak isteyen herkesin ayağına pranga gibi dolanan ve onu eylemsizliğe iten bazı düşünce kalıplarından bahsetmek istiyoruz. Yeni bir resme başlamaktan, mevcut eserimizi bitirmekten yahut onu insanlarla paylaşmaktan bizi alıkoyan bazı yanlış düşüncelerin farkına varmak, onların üstesinden gelmek için en önemli adımlardan bir tanesi.

Daha Çok Bilmem Gerek!

Bizi üretmekten alıkoyan en yaygın düşüncelerden biri, üretim yapacağımız alana dair yeterince teorik bilgiye sahip olmadığımıza dair inancımızdır. Bu inanç üretmek yerine daha fazla okumak, daha fazla kursa katılmak, yahut bu alanda işler ortaya koyan insanların işlerini daha fazla incelemek gibi eylemlere bizi yönlendirir. Sanat üretiminde teorik bilgi elbette önemlidir. Ancak çok derinlerde duyduğumuz korkular, sahip olduğumuz teorik bilgilerin yeterli olduğunu düşünmemize engel olacak ve bizi denemekten alıkoyacaktır. Sanat üretiminde esas bilgi, yaparak, tecrübe ederek kazanılan bilgidir. Ancak ilk denemelerde başarısız olmayı göze almadığımız sürece bir alanda yeteri kadar bilgi sahibi olsak da, bunu fark etmemiz mümkün olmayacaktır. Usta sanatçılar, bilgi edinme, araştırma gibi süreçlerin sanat üretimiyle paralel yürütülmesini önerir. Bir tekniğin tarihçesini, onu en iyi uygulayanlarını, o teknikle verilmiş en iyi eserleri bilmek, o tekniği uygularken size yardımcı olsa da, esas olan o tekniği uyguladıkça edineceğiniz yeni farkındalıklar olacaktır. Muhtemelen bu farkındalıklar, hiç kimsenin size öğretemeyeceği ve hiçbir kitapta bulamayacağınız çok değerli bilgiler olacaktır. En büyük yanılgı her şeyi bildiğimiz takdirde hatasız uygulayabileceğimiz yanılgısıdır. Sanat, tıpkı bilim gibi sonuca ulaşır. Deneme-yanılma sanatın olmazsa olmaz kaynağıdır. Yanılmamaya, kusursuz iş çıkarmaya çalışmak sanatın doğasına aykırıdır.

İnsanlar Beğenmezse!

Beğeni dünyanın en sübjektif kavramlarından biridir. Elbette herkes, yaptığı bir resmin insanlar tarafından beğenilmesini ister. Ancak hayattaki insan profilleri ne kadar çeşitlilik gösteriyorsa, beğeni kriterleri de o kadar çok çeşitlilik gösterecektir. Beğenilmeme korkusu, bizi sanat üretmekten alıkoyan en temel prangalardan biridir. Size çok kesin bir bilgi verelim. Dünyanın en güzel eserini ortaya koysanız dahi, onu hiç beğenmeyen birileri çıkacaktır. Sanat üretiminin cesaretini ve motivasyonunu beğeni sayısından almak büyük bir yanılgı olacaktır. Günümüz yaşam alışkanlıkları beğeni sayısını önemli kılmış olsa da sanat için “like” yok hükmündedir. Bu sanat üretiminde kimseyi önemsememeniz anlamına gelmez. Ancak sanat üretimi, başkalarının beğenisine hitap etmekten ziyade, sanatçının kendi beğenisini ortaya koyması halidir. Bununla birlikte bir sanat eserini değerlendirme kriteri olarak beğeni son derece yanıltıcı olacaktır. Örneğin baktığınızda sizi çok rahatsız eden, temasıyla sizi sarsan eserlere duyulan duygunun ifadesi “beğeni” olarak tanımlanamaz. Yahut, sizin görüp eserinize yansıttığınız bir detay, bir başkasının henüz fark etmediği bir detay olabilir ve bu durumda eserinizi alımlayan kişi için eseriniz çok etkileyici olmayabilir. Bu durumların hiç biri sizin eserinizin değerini belirleme kriteri olarak görülmemelidir. Eserinizi insanlarla paylaştığınızda tartışma yaratıyor, belli bir tema hakkındaki düşünceleri açığa çıkarıyor, insanları harekete geçiriyor ya da bir duygulanım yaşamasına sebep oluyorsa her şey yolunda demektir. Bu durumdan sanatçı olarak da tatmin olabilmek için eserinizi üretirken neyi hedeflediğinizi bilmeniz gerekir. İnsanlar üzerinde yaratmak istediğiniz etkiyi bilirseniz eserinizin gücünü ve değerini belirlemek konusunda daha objektif verilere sahip olabilirsiniz. Ancak sadece beğenilmesi hedefiyle bir üretim yapmak sizi her zaman çok mutlu etmeyebilir.

Sanatçı Tıkanması Yanılgısı

Bazen başladığımız bir işi bir türlü bitiremeyebiliriz. Ya terslikler üst üste gelir, ya araya sürekli başka işler girer ve çoğu zaman bir “sanatçı tıkanması” yaşadığımız fikrine kapılabiliriz. Bu noktada her şeyi yeniden gözden geçirmek gerekir. Eserinizin tamamlanması için yapılması gerekenler tespit edildikten sonra, kendimizle baş başa kalarak dürüst bir yüzleşme yaşamamız gerekecektir. Eserin tamamlanması için atılması gereken adımlar arasında kendi güvenli alanımızdan çıkmamızı gerektirecek bir durum söz konusu mu? Bizim tıkanma diye tanımladığımız durum aslında çoğu zaman kendimizi psikolojik olarak geri çekmekten kaynaklanabiliyor. Örneğin yapmakta olduğunuz resmin içine daha önce denemediğiniz bir teknik uygulamanız gerekiyor olabilir yahut yazdığınız öykü ya da kitabı bir editöre teslim etmenin zamanı gelmiş olabilir yahut eseriniz çoktan tamamlanmış ve artık insanlarla paylaşmak gerekiyor olabilir. Saydığımız tüm bu durumlar, güvenli alanımızdan çıkmayı gerektirdiğinden farkında olmadığımız bahaneler üretmemize sebep olur. “Sanatçı tıkanması” demek hoşumuza gitse de hep söylediğimiz gibi sanat ilham perilerinin marifeti değildir ve her zaman tıkanmaların somut nedenlerini araştırmak, tıkanıklığı aşmak konusunda yardımcı olacaktır.

Bu yazımızda sanat üretimi konusunda en çok yaşanan aksaklıkların görünmeyen yüzünü açığa çıkarmaya çalıştık. Sanat üretimi söz konusu olduğunda insanın en büyük engeli ne yazık ki kendisi oluyor. Bahaneler yaratmak, sanat üretmekten çok daha kolay olabiliyor. Tüketmenin değil üretmenin bahanesini bulmak için motivasyonunuzun hiç kaybolmaması dileğiyle…

0 yorum

Yorum yap