Akışkan Sanat (Fluid Art)

Akışkan Sanat (Fluid Art)

YAZAN: ŞİRİN ÖTEN

“Nerden Çıktı bu Akrilik Dökme” yazımızda, Akrilik Dökme sanatının ilginç hikâyesinden bahsetmiştik. Bugün de, çeşitli tekniklerle ve “dökme, damlatma, üfleme” gibi isimlerle karşımıza çıkan ancak “fluid art” üst başlığında toplayabileceğimiz sanat “trend”inden bahsedeceğiz. Sanat akımı değil de “sanat trendi” dememizin sebebi “fluid art” yönteminin dünyada ve ülkemizde çılgınca yayılıyor olması ve hemen herkeste deneme isteği uyandırması.

Ülkemizde çok yaygın kullanılmasa da dünyada “fluid art” olarak adlandırılan sanatı, dilimize “Akışkan sanat” olarak çevirebiliriz. Özellikle bu başlığı tercih ediyoruz, çünkü ülkemizde yeni yeni keşfedilen bu sanat daha çok “pouring” ya da “akrilik dökme” ismiyle adlandırılıyor. Ancak bahsi geçen bu isimler “akışkan sanat” yönteminde kullanılan tekniklerden yalnızca birinin ismi. Akışkan sanat ise çok daha üst bir başlık olarak düşünülebilir. Bu üst başlığı da kabaca şöyle tanımlayabiliriz;

Farklı hammaddelere ait boyaların ve kimyasalların, sıvıların akışkanlığı prensibinden yararlanılarak karıştırılması yoluyla resim yapma sanatı.

Yukarıdaki en genel ve kitabi tanımı baz aldığımızda aslında geleneksel ebru sanatımızı bile bir “fluid art” tekniği olarak değerlendirebiliriz. Dolayısıyla aslında şu aralar trend olan bu sanat, insanlık için yeni bir keşif değil. Yazımızda tam olarak günümüzde bu yolla üretilen sanatın neden bu kadar revaçta olduğunu anlamaya çalışacağız.

Sanat için Değil Herkes İçin!

Akışkan sanatın yaygınlaşmasının en önemli parametrelerinden biri hayatında ilk kez deneyen birinin bile çok iyi sonuçlar elde edebiliyor olması. Siz sadece boyalara tekniği uyguluyorsunuz ve gerisini sıvıların birbirine karışma prensibi yani doğal süreç hallediyor. Siz de eserinizde oluşan harika efektlere bakıp mutlu oluyorsunuz. Uzun yıllar boyunca sanatın ve sanatçının dehasının kutsandığını düşünecek olursak, bu etkinin neden büyük bir haz verdiğini anlayabiliriz. Zira hiçbir dehaya gereksinimi olmadan herkes bir akışkan sanat eseri ortaya koyabilir. Bu yüzden de bu sanat, sanatın birilerinin tekelinde olmasına karşı bir tepki gibi giderek yaygınlaşıyor. Her ne kadar buna “hobi” demeyi, bu sanatı icra etmek için gerekli malzemelere “hobi malzemesi” demeyi dayatmaya çalışan hakim bir anlayış varsa da biz o anlayışı tanımıyor ve bunun bal gibi bir sanat olduğunun altını çiziyoruz.

Sihir Kolaylığında Değil!

Günümüz insanı gittikçe artan tüketim alışkanlıklarını doyurmak için daha çok çalışmak, kendisine bireysel kurtuluş hikayeleri yaratmak için neredeyse 24 saat ayakta kalma stratejileri üzerine düşünmek zorunda kalıyor. Yani hepimizin kafasında kuyruğu birbirine değmeyen onlarca tilki dolanıyor. İş yaşamımızda en ufak hatamız, korkunç sonuçlara yol açtığından, insanın en doğal hakkı olan hata yapma hakkı giderek elinden alınıyor. Çünkü hatalarımızın getirdiği zararın telafisi her geçen gün daha da zorlaşıyor. Akışkan sanat bu çıkmazda neredeyse bir terapi görevini görüyor. Çünkü bu sanatı üretmek için masa başına oturduğunuzda yaptığınız hatalar, bazen düşündüğünüzden daha güzel sonuçlar elde ettiğiniz küçük sürprizlere dönüşüyor. Yahut göz zevkinizi zorlayan bir hata birkaç hamleyle kolayca telafi edilebiliyor. Dolayısıyla gerçek hayatta kısıtlanan özgürlüğümüzün yarattığı baskıyı sağaltmak için akışkan sanat muazzam bir oyun alanına dönüşüyor. Üstelik bir tablo oluşturmak için uzun uzun planlamalar yapmanıza, “KPI’lar” belirlemenize hiç gerek yok. Kendinizi tamamen boyalara bırakmanız yetiyor.

En Güzel Yanı Merak!

Günümüzde yeni doğan çocuklarımızın, 15 yıl sonra gideceği okulu şimdiden planladığımız bir hayat kurgusu içinde dönüp duruyoruz. Yaşam biz planlar yaparken başımıza gelen şeyler olsa da, plan yapmak ve her şeyi kontrol etmeye çalışmak dürtümüzün önüne geçemiyoruz. Nereye gittiğini bilmediğiniz bir otobüse binecek kadar maceracı olmak istesek de, bu istek romantik anlarımızda kurduğumuz cümlelerden öteye geçemiyor. Akışkan sanat ile uğraşmak ise her gün nereye gittiğini bilmediğimiz bir yolculuğa çıkmak kadar güzel. Boş bir yüzeyde boyaları karıştırmaya başladığınızda, kesinlikle sonunda ortaya çıkacak eserin ne olduğunu bilmeniz mümkün değil. Ustalaşıp kontrol etmeye çalışsanız bile ufacık bir rastlantı, eserinizde bambaşka bir efektin oluşmasına sebep olabiliyor. Aydınlanma çağından beri her şeyi aklıyla kontrol etmeye meyilli olan insanoğlu için akışkan sanat doğayla yüzleşmek kadar heyecan verici bir deneyim halini alıyor.

Hız Diye Buna Derim!

Hayatımızın hızına yetişememekten şikâyetçiyiz. Dijital mecrada izlediğimiz videoların süre ortalamaları git gide düşüyor çünkü hiçbir şeye ayıracak uzun saatlerimiz kalmadı. O yüzden bilgisayarın, telefonun, internetin, trenin, otomobilin hızlısı makbul. Sanat üretmek istesek bile bir esere ayıracak, onunla günlerce ince ince uğraşacak zamanımız yok. Sürpriz! Akışkan sanat, tekniğine bağlı olarak en hızlı sonuç aldığımız sanat diyebiliriz. Boyaları döküyoruz, karıştırıyoruz ve eserimiz çoğu zaman bir saatten kısa bir zamanda karşımızda. Hal böyle olunca şipşak yaşadığımız bir hayatta şipşak uygulanabilen bir sanatın yaygınlaşması tesadüf değil.

Tüm bu sebeplerden sonra aklımıza bir soru takılabilir. Madem Ebru sanatımız da bir çeşit akışkan sanat, yukarıdaki parametreleri içinde barındırıyor ve üstelik kadim bir sanat, neden tüm dünyaya yayılmadı? Çünkü Ebru sanatı her zaman büyük bir meziyet gerektiren, insana sabrı öğreten, derin bir felsefesi olan bir sanat olarak tanıtıldı. Ebru sanatçıları bir kültürün ve anlayışın taşıyıcısı olma rolünü üstlendi. Ebru sanatının hiç de zor olmayan ve akışkan sanatın tüm parametrelerini barındıran teknikleri yerine, gerçekten ustalık isteyen ince teknikleri ön plana çıkarıldı. Ebru sanatçıları, değişen dünyanın ve insan ihtiyaçlarının akışına ayak uymak ve evrilmek yerine, orijini korumayı ve Ebruyu nostaljik bir formda yeni nesillere aktarmayı tercih etti.

Bu yaklaşım yanlıştır demek hiç kimsenin yetki alanına girmez. Ancak ne yazık ki bir gerçeği görünür kılıyor. Değişen yaşama ayak uyduramayan her şey, sanat bile, insanın odağından hızlıca uzaklaşıyor. Ebru Sanatının Doğu Kültüründe yaygın olduğu dönem ile günümüz pratikleri arasında azımsanmayacak farklar var. Akrilik Dökme ise malzemesinden uygulanış kolaylığına kadar günümüz insanının yaşam pratikleriyle örtüşüyor. Günümüzde birçok mecrada Akışkan Sanat, insanlara bir hobi olarak sunuluyor ve herkes bu sanatı denemeye teşvik ediliyor. Ebru ise geçmişten beri yüksek bir sanat dalı olarak bize sunuluyor, bu da en azından ülkemizde insanların deneme cesaretinin kırılmasına sebep oluyor. Çünkü dünyada birçok Fluid Art sanatçısı “Marbling” tekniğini kullanmaya başladı bile. “Marbling ya da Water Marbling” tekniği geleneksel Ebru’nun “Battal Ebru” tekniğine tekabül ediyor. Laf aramızda Ebru Sanatında 16. Yüzyıldan beri kullanılan serpme, gel-git gibi teknikler akriliğe çoktan uygulandı bile...

Yani aslında ülkemizde akrilik boyalarla hayatımıza giren bu akışkan sanat, bizim için yeni değil sadece bunun bize sunuluş biçimi sanat ile ilgili tabularımızı rahatsız etmediği için hızla yaygınlaşıyor.

 

0 yorum

Yorum yap